top of page

UYURGEZERLİĞİN İÇİNDEN KADINLIK DENEYİMİ

  • Yazarın fotoğrafı: GÜL RUSCUKLU
    GÜL RUSCUKLU
  • 12 Mar
  • 2 dakikada okunur

Bir aşk hikâyesini, yıllar süren bir bağımlılık hâlini, kuşaklar arası kadınlık deneyiminin taşıyıcısı olarak kullanan bu roman, tam zamanında geldi hayatıma. Şu sıra fazlaca başka hikayelerin, ilişkilerin, işlerin, sırların ardına sakladıklarımızı düşünüyor, ne çok aile sırrının hakikate ulaşma önünde engel olduğuna tanık oluyordum. Yapılan seçimlerin sırrın sebebiyle aynı olması, bildiğimizi sandıklarımız dışında, bilip de bilmediklerimizin bize göstermek istedikleri için hayatımızdan akıp geçtiğinin sağlaması gibi.


Şehnaz, hikâyesini yaşadığı aşk üzerinden anlatma eğilimindeyken, annesi ve kadın soyundan gelen tekrarların bir ülkede ya da bir dönemde kadınlık tarihinin fotoğrafını çekmesi, o dönemin kadınlık tarihinin anatomisini çıkarması, derinde bir yere dokunuyor.



Romandaki en çarpıcı tercih, uyurgezerlik anlatısı üzerinden sırların ortaya çıkışı sırasında, kısıtlanmış ve sınırları çok belirgin, yer yer otoriter ve kontrolcü bir karakterin, belki de sırlarla örülmüş hayatının kızının hayatında da yeni sırlar oluşturarak sürmesinin doğanın akışında devam edememesiydi. Kitabın akışını merakla takip ederken, karakterin uyurgezerlik aracılığıyla özgürleşmesini seçmesinin, kadınların öz varlıklarını kabul etmek yerine ayık ve bir yerde uyanık kalabilmek için bastırılmalarının ve bu bastırmanın dönemin kadınlara yüklediği anlamlarla yakından ilişkili olduğunu vurgulamak amacıyla tercih edilme olasılığı geldi aklıma. Romanların en sevdiğim yönü, anlatılan üzerinden etrafı izlemek oluyor. Özellikle büyük aile sırlarının ardına saklanan hakikat, bir gün, insan karmaşasının içinden çıkıp farklı bir yöne gitsin diye ortaya çıkmak için en doğru anı bekleyerek, kuytularda mı saklanıyor?


Şehnaz, kendini layık görmediği bir aşkın içinde olmayı seçerek gençliğini ve geldiği sınıfı yok sayıyor; benliğini bastırıyor. Bu aşk, romantik bir tercih olmanın ötesinde, hiyerarşik bir teslimiyet içinde yaşanan bir iç çatışmaya dönüşüyor. Kadınların varlık savaşı sayesinde varlığını sürdüren ailesine, annesine ve anneannesine rağmen, kendi emeğiyle kurduğu, kırgınlığına inat sağlamlaştırdığı varlığını bir ilişkinin ardına saklıyor; böylece bir yandan ilişkisiyle mücadelesini sürdürürken, diğer yandan kadınların erkek varlığına dayalı kimlik edinme hâllerine başkaldırıyor. E. ve Eyşan’ı ulaşılmaz bir yere yerleştirirken, aslında annesinin de ulaşılmazlığının kırıldığı noktaları gözlemliyor, çözüyor. Aralarındaki mesafe, belki de sırlardan oluşan ilişki katmanının aşıldığı birkaç noktanın vurgusu romanda en çok etkilendiğim yerler oldu.



Bu romana kapılırken her katmanını takip ederek okumak istedim. Karakterlerin duygularını ve çatışmalarını sorgularken, metnin sunduğu aynaya bakma fırsatı buldum. Annemin Uyurgezer Geceleri, sırların, kadınlık kimliğinin ve aile içindeki görünmeyen dinamiklerin gölgesinde örülmüş bir anlatı sunuyor. Şehnaz’ın içsel yolculuğu ve kadınlar arasındaki görünmez bağlar, romanı bir aşk hikâyesinin çok ötesine taşıyor. Hikâyenin yanı sıra Ayfer Tunç’un dili, edebiyata gönül vermiş bir okuru metnin katmanlarını keşfetmeye çağırıyor.


Bu güzel romanı elinize aldığınızda Kafka'nın “Bir kitap içimizdeki donmuş denize indirilen balta olmalıdır.” sözüyle bütünleşmiş bir okuma dilerim.


Bu metin, bir okur olarak romanla kurduğum ilişkinin izlerini ve bir yazar olarak metnin katmanlarına dair dikkatimi içeriyor. Kesin hükümlerden çok, zihnimde açılan soruların ve sezgilerin kaydı olarak okunmasını isterim.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page